Ulusların Düşüşü - Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri

Ulusların Düşüşü - Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri

2019, Feb 12    

Tarihi oldum olası çok sevmişimdir. Çünkü insanın geçmişini öğrenmeden geleceğini iyi inşa edemeyeceğini düşünenlerdenim. Ancak yalnızca kendi tarihimizden ders almak önemli değil bence. İnsanlık ve farklı kültürlerin de tarihlerinden ders almak karanlık geleceğe tutulan bir ışık benim gözümde. Ulusların Yükselişi kitabını da bu yüzden okudum. Çünkü merak ediyorum; Şu an neden Afrika fakirlik içinde açlıktan ölürken Amerika Uzaya gidiyor. Ya da Avrupada refah varken Orta Doğu bu kadar karışık. Kitaba göre bunun temelde iki nedeni vardı. Birincisi ekonomik kurumlar ikincisi de gücü elinde bulunduran elitler.

Günümüzde Amerika ve Meksika arasında oluşan gelir ve refah farkı da geçmişte bu halkların aldığı kararlarda yatıyor. Amerika ve Meksika bundan yüzyıllar öncesinde büyük bir sömürünün esiriydi. Özellikle Meksika maden yatakları bakımından zengindi. Ve buralara gelen sömürgeciler yerli halkı kontrol etmek ve gelir elde etmek istediler. Bu Meksikada işe yaradı. Onlar zorla ve dayatmayla kabul etmişlerdi bir şekilde. Ancak Amerikada durum farklıydı. Orada bunu uzun dönemli başaramadılar ve teşvik ile kazanç elde etme yöntemine gidildi. Geçmişe bakıldığında bu küçük bir detaydı yalnızca ama tarihin keskin virajlarından dönerken bu farklar büyük önem kazandı.

19 . Yüzyıla gelindiğinde Amerikada bankacılıkta ve finansal aracılık hızmetlerinde yaşanan büyük gelişmeler ekonomide görülen hızlı büyümeyi ve sanayileşmeyi kolaylaştıran en önemli etkenlerden biriydi. 1818’de Amerikadan 338 banka faaliyet gösteriryordu ve rekabet dolayısıyla bu bankaların faiz oranlarıda düşüktü. O yıllarda birleşik devletlerde mucitler işlerini kurmak için sermayeye kolayca ulaşabiliyorlardı. Bu da günümüz Amerikasının neden ekonomisinin ve teknolojisinin güçlü olduğunu açıklıyor. Ancak aynı şeyler meksika için geçerli değildi. 1910’da yani tam da Meksika devrimin gerçekleştiği yıllarda yalnızca 42 banka vardı ve varolan bankalar içinden 2 banka piyasanın yüzden 60’ını kontrol ediyordu. Bu da faiz oranlarının çok yüksek olmasına ve yanlızca belirli zümrenin bunu kullanmasına sebep oluyordu. Siyasetçiler kar elde etmek için bu bankaları kullanmaya çalışmışlardı. Bankalar da işleyilerini düzenleyen siyasetçilere borç para verme işine girmişlerdi. Tıpkı Meksikada olduğu gibi. Ancak Amerikada bunun sürdürülmesi imkansızdı. Çünkü Meksikadakinin aksine bu siyasetçiler seçime ve tekrar seçime maruz kaldılar. Meksika’nın aksine Amerika’da yurttaşlar kendilerini ve çevresindeki insanları zengin etmeye çalışan siyasetçileri görevden alabilirdi. Meksika da ise bu söz konusu dahi değildi. Bu yüzden Amerika’da banka tekelleri çöktü ve Amerikalı vatandaşlar fikirlerini ve icatlarını gerçekleştirecek yeterli desteği gördüler. Meksika halkı ise sömürülmeye devam etti.

İngiltere’nin geçmişi de ders alınacak büyük örnekler içeriyor aslında. İngiltere Neolitik çağdan itibaren uzun ve karanlık bir geçmişi geride bıraktı. Ortaçağda mısırın evcilleştirilmesi ile ilk tarıma dolayısıyla yerleşik hayata geçilmişti. Buradaki insanlar el sanatları ile ilgileniyordu. Ve sonraları ortadoğudaki bu gelişmeler Avrupaya ardından İngiltereye sıçradı. 14. yüzyıla kadar İngiltere ve doğu Avrupa arasında neredeyse hiç fark yoktu. Tarlalarda işçiler/köleler çalıştırılıyordu. Ve bu topraklar zengin zümreye yani lordlara aitti. Ancak 14. Yüzyılda meydana gelen “Kara Veba” olarak adlandırılan salgın ile Avrupa da nüfus yarıya indi ve bütün dünyada birçok insan öldü. İşte İngiltere’nin keskin virajına bu veba sebep oldu. Doğu Avrupada nüfusun azalması ve yoksulluğun artması ile birlikte toprak sahipleri güçlerini arttırdılar. İşçilerde aç kalmamak için boyun eğdiler. Ancak İngiltere de ise aynı tarlalarda çalışan işçiler hak talep ettiler. Ve doğu Avrupa’da sömürücü kurumlar oluşurken İngiltere’de gücü dağıtan kapsayıcı kurumlar oluştu. Elitler sanayileşmeye ciddi bir muhalefet oldular. Çünkü araziler ve işçiler onların elindeydi. Sanayileşme ile birlikte siyasal güçlerini kaybediyorlardı. Bu siyasal kurumlar zengin zümrenin gücü eline almasına engel oldu ve İngiltere Sanayi Devrimi’nin çıkış noktası ve tam merkezi konumuna geldi.

Sömürücü kurumların bir ülkeyi parçalamasına vereceğim en iyi örnek Sovyetler Birliği. Sovyet Rusya dünyadaki bazı ileri teknolojileri hızla yakalayarak ve kaynaklarını verimsiz tarım sektöründen çekip sanayiye aktararak hızlı bir büyüme sağladı. Hatta nobel ödüllü ekonomistler bile Sovyet ekonomisinin Amerikayı katlayacağına inanıyordu. 40’lardan 70’lere kadar Sovyet büyümesine karşı büyük bir korku hakimdi. Fakat en nihayetinde sağlanan teşvikler hiçbir sektörde kalıcı ilerlemeyi sağlayamadı. Çünkü Sovyetler halen sömürücü kurumlarca yönetiliyordu ve bu kurumlarda yaratıcı yıkım olmamıştı. Elitler fazlası ile kazanıyordu ve ülkede büyük bir güç yarışı hakimdi. Dolayısıyla istikrarsızlık ve iç savaşlar patlak verdi. Zamanla bu patlaklar büyüdü ve gücünden korkulan Sovyetler tamami ile yok oldular. Sovyetler ile aynı potada olan bir ülke daha var günümüzde. O da Çin. Çin de sömürücü kurumlara verilebilecek günümüzdeki en büyük örneklerden. Bu yüzden çin köklü bir kapsayıcı kurumlara yönelik dönüşüm geçirmedikçe kalıcı bir büyüme gerçekleştirmesi mümkün gibi görünmüyor.

İlk 0’ı kullanan, çimentoyu bulan ve zamanın çok ilerisinde olan mayalardan tutun da, Venedik, Roma gibi daha bir çok ülkenin neden yıkıldığı anlatılıyor kitapta. Osmanlıya dair de beni sorgulatan kısımlar var. Bazen düşünüyorum, Osmanlı daha farklı kararlar alsaydı ne olurdu günümüzde acaba diye. Ya da sıfırdan başladığımız Cumhuriyetin ilanı döneminde daha farklı ne yapılabilirdi. Türk halkı büyük yıkımlara maruz kaldı geçmişte. Peki bu yıkımlar yaratıcı yıkımlar mıydı? Günümüz Türkiyesindeki kurumlar ne derece sağlam? Gücü eşit olarak dağıtıyor mu? Türkiyedeki güç sahipleri devleti hangi ölçüde etkiliyor? Mülkiyet hakkım güvence altında mı? Devlet girişimcisini yeterince destekliyor ve Arge’ye yeterince para yatırıyor mu? Siyasal güç sınırlı ve eşit miktarda mı dağıtılıyor? gibi yüzlerce cevaplanması gereken soru var kafamda. Ben ne ekonomist ne de siyasetçiyim. Yalnızca bu ülkede yaşayan ve ülkesini seven bir vatandaşım. Tam da bu yüzden sorgulamalıyım bu soruları. Ve tam da bu yüzden cevapların peşine düşmeliyim. Lütfen siz de sorun, sorgulayın ve gerektiğinde karşı çıkın. Ben tek başıma çok azım. Siz de öyle, ancak biz birlikte bütün ve güçlüyüz. Kitabı da okumanızı tavsiye ediyorum. Farklı görüşlerde olsanız bile sizi düşünmeye ve doğruyu aramaya itiyor.

Kitapta altını çizdiğim ve not aldığım onlarca yer var. Ve hepsini paylaşmam inkasız ama aklımda kalan ve beğendiğim iki sözü paylaşabilirim. Bunlar,

“Tüm ekonomik kurumların yaratıcısı toplumdur.”

“Yenilik nereden gelecekti? Yenilik eski problemlere yeni çözümler getiren, yeni fikirlere sahip yeni insanlardan gelir.”

Sevgiler.