Stajım Bitti Ben Köyüme Dönüyorum

Stajım Bitti Ben Köyüme Dönüyorum

2017, Sep 15    

Merhabalar. Bundan yaklaşık 2 ay önce okulumun zorunlu tuttuğu benim ise koşarak gittiğim ikinci stajıma başladım. Bu yazıda size biraz bundan bahsetmek geleceğe geçmiş ile ilgili minik anektotlar bırakmak istiyorum. Çoğunlukla dugusal şeyler olduğu için okumanızı tavsiye etmem ama siz bilirsiniz.

Öncelikle protel’in staj yapılabilecek, size bir sürü tecrübe katan bir yer olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Staja başlamadan önce çok şey katacağını tahmin ediyordum ancak bu kadar olacağını ben de bilmiyordum. Şöyle bir gerçek var Protel’e geldiğim ilk günden itibaren kendimi kesinlikle yabancı gibi hissetmedim. İnsanların yaklaşımı o kadar sıcaktı ki anlatamam. Kısa bir süre kalabilmiş olsam da ekibin bir parçası gibi hissettim kendimi.

Stajyer olsam bile diğer çalışanlardan farklı bir muamele yapılmıyordu. Buraya küçük bir anımı düşeceğim bu konu ile ilgili müsadenizle. Yeni bir projeye başlanacaktı. Ben ve Anıl da back-end kısmını rails ile yazacaktık. İlk iki günüm projeyi anlamakla vs geçtim. Üçüncü gün Anıl rahatsızdı ve gelmedi. Ve bilin bakalım ne oldu. TOPLANTI. Daha ne oluyor demeden projeyi yapan diğer ekipler, proje yöneticisi bölüm yöneticisi bir de Ebru. Proje konuşuluyor şu olacak efenim, tasarım ne durumda derken konu back-end’e geldi. Back-End’in durumu nedir? Sorusu ile bir müddet kaldım. Çalışıyoruz dedim ben de. Projenin bitim tarihi 27 temmuz denildi. Siz ne aşamadasınız? Benim içimde atlar bir o yana bir bu yana koşturuyor. Hayır meseleye hakim olsam derim şu aşamadayız ama yok değilim. Ben de ne diyeceğimi bilemeyip o zaman hafta sonu da mesaiye kalalım biz diye bir şeyler geveliyorum ağzımda. Ama kafamdan da hesap yapıyorum. Önümüzdeki hafta full akşam çalışsak, hafta sonu mesai yapsak Azerbaycan da 12 puan verse tamamdır yetişir bu proje. Gelin görün daha o zaman öğrendim. Yazılım yaparken kesin net tarih VERİLMEZ(miş). Verilmesi önerilmez. Bu örnekden de anlaşılacağı üzere protel de stajyer === normal personel. Bu güzel bir histi. Takım oyuncusu olmak. Tasarımcılar, mobil ekip ile çalışmak. Herhangi bir özellik değiştiğin de en baştan yapılanmak. Bu ciddi anlamda güzeldi. Protel de bir şey daha fark ettim. Yaptığın işi çok sevsen de ekibin, çalıştığın insanlar o kadar önemli ki. Bu benim için böyle en azından. Protel de böyle insanlar ile çevrili. İşlerini severek, aşkla yaptıkları o kadar belli ki. Aralara çıkmayıp iş yetişsin demeleri, mesai saatleri için büyük performans gösterip, mesai saatleri dışında kendi özel projeleri üzerinde uğraşmalarının tek tanımı tutkudur sanırı. Kendime örnek aldığım çok şey olmuştur bu açıdan.

Protel’in ortamı genelde şakalı komikliydi. Bazen bir olay oluyordu ekipce topluca gülünüp şakalaşıyorduk. Sonra o motivasyon ile daha verimli çalışılıyordu sanki. En azından ben öyle hissediyordum. Bunun böyle olması da muhtemelen İlker abiden kaynaklanıyordu. İlker abinin yapısı insanları motive edip çalışmalarını sağlayacak cinsten. Çalışanlar ile iletişimi muazzam güçlü. İnsanları idare etmeyi biliyor. Bu da şöyle ki; çalışanının zaaflarını güçlü yönlerini özümsemiş ona göre hareket ediyor.

Protel de hiç mi sıkıntı yoktu hep mi şükela mod: on kıvamındaydınız derseniz tabiki gözlemlediğim bazı problemler vardı. Ancak neticesinde protein team yeni kurulan ve kalkınmakta olan bir yer. Şeye benzetiyorum ben hatta proteli yeni doğmuş bir yavru kuşa henüz yürümeyi öğreniyor ama günün birinde destansı bir kartal olacağına eminim.

Biraz da çalıştığım back-end kısmından bahsedecek olursam eğer. Ekip de 5 kişiydik. Bir de tek kişilik dev kadrosu ile Fatih Kadir Akın vardı. Hazır yeri gelmişken Fatih abiyi öveyim. Fatih abinin sorunlara yaklaşım biçimi ve pratik çözüm odaklı olması aşırı takdir ettiğim bir özelliği. Birde inanılmaz bir odaklanma yeteneği var. Dünya yansa diğer tarafa dönüp o projeyi yetiştibilir gibime geliyordu bazen :) Adam gibi adam anlayacağınız. Fatih abiyi övme kısa fragmanım bittiğine göre back-end’i anlatmaya devam ediyorum. Takım liderimiz Aşkın Gedik idi. Aşkın’ın da problemelere bakış açısını bir hayli takdir ediyorum. Aşkın direk çözüm odaklı. Fazlalık mı var at gitsin. Çözülmesi gereken bir problem olduğunda ondanki algoritma şu şekilde çalışıyor bence. Buna gerçekten ihtiyaç var mı? En ileriye dönük şekilde bunu basit olarak nasıl çözerim? Yaklaşım tarzı ve felsefesi gerçekten güzeldi. Burak ve Buket ise back-end in behsat uygur kardeşler ikilisi bence. Burak’ın kompleks düşünce tarzı, Buket’in insanlar ile olan şahane iletişimi onlarda gözlenlediğim güzel özelliklerinden. Daha önce bahsetmiştim Anıl ile birlikte bir proje üzerinde çalışıyoruz diye. Bu sebeple en çok iletişim kurduğum insan Anıldı. Anıl’ın insanlara yaklaşım tarzı aşırı süperli. Bildiği bir şeyi sorduğunuzda sabırla, yılmadan anlatan, olmadı anlamadın mı bak birde şu yönden bakarsan diye yaklaşan kardeşim olsa ancak bu kadar değer vereceğim muazzam bir insan. Bütün bir yaz kafanı şişirmeme izin verdiğin için teşekkürler Anıl. Adam gibi adamsın.

Sıra geldi en bomba kısma kendim hakkında objektif yaklaşmaya çalışacark stajımı değerlendireceğim. Net bir şekilde itiraf etmem gerekiyor ki kendimden beklediğim verimi ve özveriyi gerçekleştiremedim. 100 üzerinden bir değerlendirme yapsam kendime maksimum 20 verirdim. Bu yüzden kendime sık sık sordum. Ben de yanlış olan neydi. Neden böyleydim, yoksa yanlış bir şeyler mi oluyordu. Neden odaklanamıyor ve istediğim gibi verimli çalışamıyordum. Ki odaklandığımda oluşan mucizeyi çok defa gözlemlemiştim. Bunu uzun bir süre çözemedim ancak stajımın sonlarına doğu bayram izninde fark ettim. Bir süre her ne yapıyorsanız bırakıp geriye bakmak inanılmaz iyi geliyor. Kendimde gözlemlediğim üzere spesifik bir amaç olmadan verimli öğrenemiyorum. Yüzmeyi bırakıp akışına sürükleniyorum. Yani bir şeyi öğrenirken illa bu bir amaca hizmet etmeli, beni harekete geçiren, uykularımı kaçıran bu oluyor. Bir süredir fark ettim ki net olan amaçlarımı gerçekleştirmişim. Yeni hedefler koymamışım kendime. Beni yakından tanıyanların çok iyi bildiği gibi destansı bir yazılımcı olmak istiyorum. Sektörde kadınların sayısı az olması sebebi ile bu konuda en iyilerinden biri olup insanlara örnek olmak istiyorum. Şahane projelerde çalışıp topluma, insanların hayatlarına dokunmak istiyorum. Ha bir de ailemin gurur duyacağı bir evlat olmak niyetindeyim. Ancak bunlar gökdelenin en üst katındaki havuzlu daire gibi. Yukarıya çıkan merdivenler yok ve ben oraya nasıl ulaşacağımı bilmiyorum. Ben de o yukarıdaki havuzlu terasa çıkacak merdivenleri belirlemeye çalışıyorum. Her basamak çıktığımda arkama bakıp kendimle gurur duymak istiyorum. Lakin her zaman her şey istediğim gibi gitmiyor. Bu ilk problemimdi. İkinci olarak da odaklanmamdaki niyet. Ben de düşüncelerin eylemleri, olayları doğurduğuna inananlardanım. İstediğim performansı gerçekleştiremem de bu niyetlerin yattığı çok belliydi. Bu konuda şu sırada okuduğum etkili nsanların 7 alışkanlığı kitabını tavsiye edebilirim. Orada daha net anlatmış hissettiklerimi. Ben de bunun üzerine düşündüm. Yanlış düşüncelerimi buldum. Henüz düzeltemedim ancak. Bunu yaptığım da ilk iş buraya yazacağım(Yazmadı)

Kendimde bilip gözlemlediğim diğer dandirik özelliklerim; Üşengecim, dağınığım,dikkatsizim, paraşütsüz uçurumdan atlayacak kadar kafayı çizdiğim oluyor. neden çünkü havası güzel :), panik sıkıntım var. Sık sık olaylara oldukları gibi değil de olmasını istediğim gibi bakıyorum(bu çirkin bir özellik) Kafamda bir dünya yok, yaklaşık binlerce var. Bazı konularda aşırı takıntılıyım. Taviz veremeyecek kadar.(Bu yanlış) Eee hiç mi güzel özelliğin yok senin Ebru. Düşüneyim. Bence yok. Evet yine geyik kısmına geçtiğime göre yazıyı burada noktalama vakti gelmiş. Bir staj yazısı muhtemelen böyle yazılmaz ama sevdiğim şeyi mutlu olduğum şekilde yapma gibi bir özelliğim var. Buraya kadar okuduysan ve halen devam ediyorsan seni ayakta alkışlıyorum.

Son kısma geçiyoruz kemerlerinizi bağlayın. Protel ile ilgili ifade ettiklerim insanlara ve olaylara fazla duygusal yaklaşıp bağlandığımdan da olabilir ama küçük bir aile kurulmuş orada. Gülümsemelerin ve kahkahaların kol gezdiği tutkulu insanların oluşurduğu bir aile. Ve ben de onların bir parçası oldum. Hayatıma muazzam anlar ve anılar katan herkese sonsuz teşekkürler. Umarım bir gün tekrar aynı ortamda birlikte çalışma fırsatı bulabiliriz.

Çalıştığım insanları birkaç cümle ile özetlersem;

Anıl: Adam gibi adam. Kahve içmeyip şaka yapmasa süper çocuk.

Fatih Abi: Bir gün ben de Fatih abi gibi olabilir miyim ya acaba dediğim şakalı komikli stickkercı abi

Adem Abi: Ben de öğrenciyim abi. Kamp. Yine kamp.

İlker Abi(The Godfather): Yiyecek bir şey varmı arkadaşlar, sakız var mı sakız?

Murat Bey: Beşiktaş, JavaScript, Anket ne durumda arkadaşlar?

ErdemAbi: Abi bana halen börek ısmarlamadın ya.

Hasan: İyi akşamlar!

Aşkın: Çay, Yoo, Ne gerek var, olmaz, siz yapın, mühendislerimiz üzerinde çalışıyor

Burak: Zikzak çizip amuda kalkarak yürümek varken neden düz gideyim?

Buket: Bir insan bu kadar güzel gülebilir mi bilmiyorum?

Nebuş: Astral seyahat yolcusu kalması arkadaşlar. Çiya tohumlarınızı da alıp gelin.

Şule: Bir insan bu kadar tatlı olabilir mi şüpheliyim.

Ozan Abi: Proje yöneticilerin Kıralı(k’nin yanında ı var o derece.)

Alpaslan: Ön taraf hazır ne zaman geliyor servisler?

Tugay: Kafası olmasa bir de espiri yapmasa acayip güzel çocuk.

Yasin: Siz kız kulesi ile galatanın hikayesini bilir misiniz?

Orçun: Finağğğğ

Ergenekon: Tanıdığım en duygusal bey, olsun, fakat müzeyyen

DoğukanAbi: Abi xxx yapacaksın varya efsane, bak aklıma yeni bir fikir geldi, anne ben youtuber oldum

Sinan: Komik olduğu iddaa edilen ancak henüz tanı koyamadığım insan

Engin Abi: Kitap sever Ebru ile çok dalga geçer, efendiliğin dibi abi(Abi ya harbi neden o kadar dalga geçiyordun benle. Seninle vedalaşamadım. Sevgiler)

Nesil: Kaçıncı Nesil olduğunu anlayamadığım kolay Anıl’ı keşfeden insan

Derya: Saçlarını çok seviyorum.

Berna: Benim beynim tersten çalışıyor. Yaptıklarınızı bozmak beni motive ediyor.