Bataklık 2

2018, May 31    

Bataklık kelimesinin ilk anlamlarından biri “Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge” demek. Ben batmak fiilinden türediğini sanırdım hep ama değilmiş. Neticede gerçekleşen olay batmak. Çok pis batmak hatta. Batmak ise 1300’lü yıllardan önce Süryanice “dolu, doldurma” kökünden türemiş. Bu da ilginç değil mi? Ama üzerinde düşününce garip bir bağlantı kurdum aralarında. Neden batarken bir şeyleri doldurmayalım ki. Neden batmak olayını hep kötü algıladığımızı anlayamıyorum. Bir şeylerin kötü gitmesi, sürekli kötü gitmesi belki de çok da kötü değildir.

Victor E. Frankl İnsanın anlam arayışı kitabında tam da buna değinmiş aslında. Acılarımız ve bataklıklarımız içinde hayatta kalabilmeyi ve insan acılarının bir anlama dönüştüğünden söz etmiş. Ki kendisi yıllarca toplama kamplarında kalmış, yokluğun ve aşağılanmanın dibini görmüş her şeyini kaybetmiş biri. Ve çoğu insanın o koşullarda yapamayacağı gibi o her sabah yataktan kalkmayı tercih etmiş. Frankl o günlerde içinde bulunduğu durumu kendi seçmemiş ama biz şu günlerde kendi bataklıklarımızı kendimiz yaratmayı tercih ediyoruz. Çoğunlukla dış baskılardan kaynaklanan kararlar alıyor ve hayatlarımıza öyle devam ediyoruz. Şu sorumluluk artık senin demiyorlar bile bazen. Toplumun sessiz bir dili var ve hayatlarımıza kepenkler indiriyorlar. Onlar söylemese bile sanki bu bizim sorumluluğumuz gibi yaşıyoruz. Kendimize yaptığımız baskının yanında daha farkedilebilir en azından. Ancak dönem dönem kendi bataklıklarımızı yaratıyor ve içine koyacağımız balçıkları kendi ellerimizle taşıyoruz. Durun daha en kötü kısma gelmedim. En kötü kısmı ise bunu tam da boğulmadan, kaybetmeden farkedemiyor oluşumuz. Ve daha iyi bir haber ise boğulunca artık geçiyor olması. Frankl zor koşullara dayanmayı seçti, acısını katlanılabilir kıldı çünkü bir amacı vardı. Bu yaşadıklarını yazmalı ve insanlara aktarmalıydı. Peki ya yaşadığımız zorluklara bir amaç yükleyemiyorsak ve artık boğulmak üzereysek. Bence bu durumda yapılması gereken tek şey artık bırakmak. Bu bazı insanlar tarafından pes etme olarak algılanıyor ben olaya farklı bir açıdan bakıyorum. Sizi boğan ve çoğunluğunu sizin seçtiğiniz bataklıkları bıraktığınızda kaybetmiyorsunuz, zayıf, güçsüz olmuyorsunuz. Bıraktığınız şeye göre görecelilik göstermekle birlikte çoğu zaman karı olan taraf bırakanın kendisi oluyor. Çünkü devam ettiğinizde tünelin sonunda ışık yok ve tren gittikçe sallanıyor. Bu durumda devam etmek aptallık olur muhtemelen. Peki ama nerede acılardan anlam çıkartıp katlanacağımızı nerede ise bırakacağımızı nasıl bilebileceğiz? Bunu kişinin kendine sorup kalbini felan dinlemesi gerekiyor sanırım.

İnsanın kendine nasıl baktığı ile de çok ilişkili bataklıklarımız. Çoğu zaman insanlara davrandığımızdan daha acımasızca davranıyoruz kendimize. Ama çoğunlukla istediğimiz ilerlediğimizi görmek, başarılı olmak ve mutlu, huzurlu yaşamak. Ancak öğretile gelen davranış stilinde bunu kendimizi yerden yere vurarak yapıyoruz. Çünkü çocukluğumuzdan beri bir şey yaptırmak istiyorsak bunu güzellikle değil güç ile yapacağımızı öğrendik. Kendimize de bunu kullanıyoruz sıklıkla. Birinin sürekli sizi eleştirdiğini düşünsenize, çıldırırsınız. Üstelik gerçekten tek istediği bizim iyiliğimiz. İşte insanın iç senin yaptığı tamamen bu. Özellikle benim gibi negatif beyinler için hayatı yaşanmaz kılan da bu iç sesimiz ve çoğunlukla kendi hakkımızda objektif olamayışımız. Akan düşüncelerimiz içerisinden varolan ayrıkları ayıkladığımızda farkediyoruz ki aslında yeşeriyor ve büyüyoruz. Bu arada bilmeyenler olabilir buradaki ayrık dan kastım ayrık otu. Ayrık otu bitki ile birlikte zamanla büyür. Başta çok savunmasız küçük bir şeydir. Bitki gelişimini sürdürdükçe o da onu çepeçevre sarar ve bitkinin büyümesini engeller. Çifçiler buna ilk başta önlem alarak makineler ile ayrık ilacı atabilirler. Böylece topraktan çıkamaz bu bitki. Ancak geç kalındıysa ve artık bitki değil de ayrık otu büyümüşse. İşte o zaman kollar sıvanır ve tek tek bu otlar bitkiden temizlenir. Artık bitkimiz güneşe bakabilir, bütün gücü ile yeşerebilir ve olması gereken şey olabilir.

Şimdi iyi bir çiftçi olup kolları sıvama vakti 00ff00. Dostum bunu ilk söylediğinde anlamına dikkat etmediğim için özür dilerim. Yazıya başlamadan önce farkedebildim. Neyse ki artık biliyorum. Ve unutmamanı istiyorum ki güneş doğuda.

Sevgiler, Selamlar