Bana Müsade

Bana Müsade

2018, Jun 21    

Göz açıp kapayıncaya kadar geçti deyimini ilk kim hangi amaç ile kullandı bilmiyorum ama diğer bir çok deyimimizde olduğu gibi haklılık payı son derece yüksek. Bazen insana bir ömür göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş gelir de ancak geçtiğinde fakedebiliriz. Bazen de hayatını parçalara ayırdığında ne kadar çok okuyoruz yea diye sızlandığımız eğitim hayatımız bir bakarsınız daha dün gibi. İlk okulun ilk gününü çok net hatırlıyorum mesela. Ellerim titrediği için çizemediğim yamuk çizgilerim çok yamuk oldu diye fırça yemiştim. Bugün ise kepimi havaya attığımda dönerek yükselmesini izledim.  Hayat bir serüvendi aslında. Ben de hayatımdaki o büyük serüvenin pratikteki başlangıç aşamasını şu günlerde bitiriyorum. Teorik olarak doğduğumda başlamıştı bu macera. Pratikte ise İlk üniversiteyi kazandığımda ben tam olarak ben olabildim. Beş yıl önce yine bu aylarda belli oldu kaderimin yönü. Ve artık bir üniversiteliydim. Üniversite/Karabük benim için hem bir eğitim kurumu hem de Niğde’den çıkış biletimdi. Ben de ertelemeden kullandım bu bileti. 

İlk geldiğim zamanları şuan halen gülerek hatırlarım. O kadar korkuyordum ki yeni bir hayattan yeni bir başlangıçtan, sahip olduğum ve alıştığım onca şeyi terketmekten. Ama gitmem gerekliydi. Gitmek zorundaydım. Ve bir an bile düşünmedim kalmayı. Korkuyordum evet, kalbim hızla çarpıyordu ve bu harika bir histi. Ama o küçük kızın çok bir şeyden haberi yoktu doğrusu. İçime kapanıklığım ve asosyalliğim her daim benimleydi. Ve okulun ilk zamanlarında hırçınlığım, sivriliğim bir hayli fazlaydı. Demişlerdi ki kendini ezdirmemelisin Ebru. Şöyle yapmalısın ebru böyle bıdı bıdı. Ben de öyle oldum sanırım. Tam bir ana kuzusu olduğumu da vurgulamadan edemeyeceğim. Düşünün ki akşamları dışarı çıkmıyordum. İnsanların yüzlerine bakmaktan utanıyor, hemen kızarmaya başlıyordum. Ki bu bazen halen de olur. Sonra bir de hazırlık çilesi çıkmıştı. Bir yılımı boşu boşuna çöpe atmıştım. Ortam da inanılmaz yabancıydı. Düşünün ki kız meslek lisesinden çıkan bir kız mühendislik hazırlığında okuyor. 7–8 kız vardık. Diğerleri hep erkek. O kadar garipti ki anlatamam. Lisede halay başı olup goy goy başı olan kız burada bir leydiydi adeta, bir sessizlik, utangaçlık abidesi. Belki de Karabük’ün suyundandır bilmiyorum. İstediğiniz gibi eğlenemediğiniz, istediğinizi kasılmadan söyleyebileceğiniz bir yer değildi üniversite. En azından benim için öyleydi başlarda.

Bir yıl berbat hazırlık okuduktan sonra tebrikler artık birinci sınıftaydım. Ve şuan farkediyorum sevdiğim şeyleri yapmaktan uzaklaşmışım üniversite sınavı, hazırlık derken. Hazırlıkta bilgisayarım yoktu malesef. Lise son sınıfta da yalnızca okul ve ödevler haricinde kullanamıyordum. Sonra birinci sınıfta “c” dersi aldım. Ve yine farkediyordum ki ben bu işe aittim. İnsanlar ağlayıp sızlıyordu, dersin hocası kötüydü, alttan alan yüzlerce öğrenci vardı kime ne. Ben seviyordum bu işi. Çünkü kafayı çalıştırmam gerekiyordu. Bir problem vardı ve ben onu çözmeliydi. Yaşadığım keyfi tarif bile edemem. Ama diğer dersler çöp. Yine lisedekinin aynısı. Kağıt üzerine yaz, bas bas geç. Oysaki gerçekten öğrendiğimizde Matematik, Fizik gibi dersleri insana katacağı inanılmaz güzellikleri vardı. Ben ise zar zor geçtim bunlardan. Bazılarını iki kez aldım. Nedense yazılımın, düşünmenin girdiği dersleri daha çok seviyordum. Gerisi mi aman uzak tutun benden. Mesela elektronik, devre analizi, mantık devreleri. Bazen şey diye düşündüğüm oluyordu hatta ben acaba bilgisayar mühendisi değil de elektrik elektronik mi okuyordum. Bu konuda gerçekten çok şikayetçiyim. Ama fazla uzatmayacağım. Diğer yıllar da birbirinden çok farklı değildi aslında. Yukarıdaki anlattığım senaryo hemen hemen hepsinde var. Ve ben öğrendikçe hiçbir şey bilmediğimi, ne kadar yetersiz oluğumu kavradım. Zaman zaman da öğrenmiyordum. Kendimi kandırıp öğrendiğimi sanıyordum, bazen kendimi öğrenmeye kapıyordum. Hatta bazen hayata kapatıyordum. 

Hani hep suçlarız ya eğitim sistemimiz çok kötü diye. Ben bunun üniversite ayağını burada gördüm. Karabük Üniversitesi öyle dillere destan bir eğitim kalitesine sahip değildi malesef. Bölümde kaliteli diye isimlendirdiğim kendini yetiştirmiş hocalarımın sayısı 7’yi geçmez, geçemezdi. O yüzden hiç bir zaman sağlam bir eğitim aldığımı düşünmedim. Kendimi yetiştirmeye çalıştım ama yapabildim mi hiç bir zaman emin olamadım. Bu yüzden üniversite eğitim anlamında evet bilmediğim bir çok şey öğrendim ama ben lisede daha iyi bir eğitim almıştım. Çünkü bölüm 9 kişiydi, derslerimiz labaratuarlardaydı, herkes ile tek tek ilgileniliyordu ve öğrenme ortamı özgürdü. Ancak üniversitede yazılım sınavlarımız bile kağıt üzerindendi. Bu kısım hep komik geliyordu bana. Üniversiteyi hep gruplar kurup projeler geliştireceğim, etkinliğe koşarak gidecek arkadaşlarımın olacağı, bize derste google dan kolaylıkla bulunabilecek şeyleri değil de öğrenmemiz gereken şeyleri, tecrübelerini anlatan insanlarla dolu olacak sanıyordum. Ama bir geldim baktım ki burada mesele yalnızca verdikleri dersi geçmek, ortalamanı yüksek tutmakmış. Yeni bir teknoloji mi çıktı, dünya nereye mi gidiyor, peki biz ilerleme için ne mi yapabiliriz gibi soruları o kadar az kişiden duydum ki. Bazen bastırarak sordum ve herkesin bir planı vardı. Ama önce şu verilen dersler geçilmeliydi. Dünyanın teknolojide ilerlemesi de kendilerini ilgilendirmiyorsa çoğunluğun umurunda değildi. Para gelecek işler daha önemliydi. Başladığımda devlet kpss de çok az kişi atıyor ile başladım bitirirken yine sınıf arkadaşım ile bu yüzden tartıştım. O devlete girmek istiyordu çünkü. Orada rahat olacaktı. Hayat rahatlığımızdan mı ibaretti? bunu da çok sorguladım. Ama gönülden inanıyordum ki bu insanlar yeteneksiz ya da salak değildi. Hatta bazıları çok zeki ve yetenekli idi. Ama farklı konularda, farklı alanlarda. Ancak 30 tane yaptığımız tercih arasından burası gelmişti ve mühendis olacaktık neticede değil mi. Değil işte değil o. Onlarca arkadaşımdan okudukları bölümü sevmediklerini, diploma için bu işi yaptıklarını duydum. Dedim bırak o zaman. Hayata bir kez geliyorsun, git istediğini yap. Ama filmlerdeki gibi gerçekleşmiyormuş bu olaylar. Hem onlara derken ben bırakabilmiş miydim ki. Ben bu işi seviyordum ama buranın yetersiz olduğunu biliyordum. Peki ben bırakabilmiş miydim. Hayır. O verdikleri diploma hiçbir zaman umurumda olmadı. Ama bırakma cesaretini de gösteremedim. Ancak elimden geleni yaptım sanırım ilerlemek için. Onlarca etkinliğe, seminere ve bir çok eğitime katıldım. Bazen düzenlenmesinde görev aldım bazen de eğitmen oldum. Sürekli bir şeylerden şikayet eden ve bir şeyleri suçlayan insanlardan olmak istemiyorum. Bu yüzden eğitimdeki tek sıkıntı üniversiteler değildi elbette. Başlı başına kişinin kendisi bir sıkıntıydı.

Okul ayrı okulun içindeki insanlar ayrı garipti. Hadi ben kafayı çiziktirmişim tamam ama sizin derdiniz neydi. Bir de diğerinin başarısını çekemeyen insanlar vardı. Bu yüzden dua ediyorum ki okulda çan sistemi yok. Yoksa var ya yandığımızın resmiydi. Bu konuda çok dertli ve kırgın olabilirim. Kırgın değil de hatta küfredecek kıvamdayım. O yüzden hemen geçiyorum. Her ortamda gruplaşma, bir diğerini ötekileştirme mutluka vardır ama bu üniversitedeyken daha mı fazlaydı. Dostlar bu kadar çabuk düşman oluyorsa bunun adının dostluk olmadığını birilerinin insanlara anlatması gerekiyordu elbette. Benim bildiğim herhangi bir gruba dahil olmadım(Belki dışarıdan farklı görünüyordur.) Zaten söylediğim gibi okulda ayrı kapalı biri oluyordum. Bazı derslerde sırf canım sıkıldığı için, olaya konsantre olup dinleyebilmek için alakalı alakasız sorular sorup fikir yürüttüğüm de oldu tabi.(Dinleme özürlüsüyüm çünkü) İnsanlar da sanıyordu ki bu kız bir şey biliyor. Yok kardeşim nerde ya. Paçalarımdan cahillik akıyordu ama çoğunlukla merak duygumu bastıramıyordum. Evet kabul okulda çok şikayet ettiğim insan vardı. Gözümde bitki vazifesi gören oksijen alıp karbondioksit tüketen yanında bir de konuşma yetisine sahip olanların yanında gıpta ettiğim, hayran kaldığım insanlar da yok değildi. En büyük pişmanlığımda bu tür insanlarla daha yakında iletişim kurup daha çok sohbet edememem oldu. (Kahrolsun gariplik, yaşasın sosyallik.) Ama biliyorum ki bu gelişime açık insanlar ileride harika işler yapacaklar ve mutlaka bir yerlerde isimlerini duyacağım. Ve eminim onların adına kendim yapmış kadar gurur duyup mutlu olacağım. Sayıları az olsada bu ülkenin böyle insanlara çok ihtiyacı var. Bu paragrafın sonu, diğeri ile tam bağlayamadım üzgünüm.

Üniversite hayatımın ilk ve son yılını yurtta, diğer yıllarını ise öğrenci evinde geçirdim. İkisini de şöyle özetleyebilirim ki yurtta istediğiniz zaman çay bulamıyordunuz ama yemekleriniz düzenliydi, evde çay her zaman vardı ama hep açtınız. Ve ikisi de birbirinden çok şey kattı bana.

Şimdi hatırlıyorum da Karabükte ilk yılbaşımı binbir şapşiklik ile yurtta kutlamıştık. Bana Müsade

(31 Aralık 2013)

O yıllarda fotoğraflar retricalı, tipler kekoydu tabi.
Bana Müsade Bana Müsade

Yurtta çoğunlukla survivor hayatı yaşayıp bir tost, biz gazoz için yaşam mücadelesi verdik. Efsane keyifli zamanlardı. Bana Müsade

Bana Müsade

(15 Mart 2014)

Evde ise zorla bulaşık yıkattırılıp temizlik yaptırıldım.
Bana Müsade

(19 Eylül 2015)

İşin doğrusu yemek yapma ile aram hiç iyi olmadı. Genelde evde yakmadığım tenere tava kalmadı. Hatta yakıp gizlice yok ettiklerim dahi oldu. Ama salata konusunda bir numara oldum hep.

Doğum günlerimiz ve kutlamalarımız hiç bitmedi.
Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bir araya gelip alakasız yerlerde, anlamsız pozlar vermeyi hep çok sevdik. Bir de alakasız manyaklıklarımız vardı tabi. İşte o zaman ver elini harman yeri. Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade Bana Müsade

Duygusal triplere girdiğimizde genelde yan yanaydık, en azından kalplerimiz öyleydi. Bana Müsade

Bir olay olur ve iki taraf da birbiri ile konuşmazdı. Sonra rüyalarımızda birbirimizi görürdük. Bazen inat eder konuşmamaya direnirdik. Sonra biri mutlaka arayarak ve genelde ağlayarak kırgınlığı düzeltirdi. Ardından ne kadar özlediğimizi farkederdik. Ve evet bir daha üzmeyecektik birbirimizi. Ama genelde aynı senaryo devam ederdi. Bu hikayedeki en önemli detay ise birbirimize kırgın olsak da hep birbirimizi düşünmeye devam ettik. Kaplerimiz bağlıydı sanki. Bana Müsade

Ve bir tanecik başımın belası canavar kardeşim liseden mezun oldu.
Bana Müsade

Onunla hep gurur duyduyordum ama büyüdükçe karakteri yerine oturdukça efsane güzel bir insana dönüştü. Bazen de şaşırdım o mu büyüktü yoksa ben mi? Bazen hayati bir karar alacaksam mutlaka Emre ile konuşuyordum. Bir kardeş küçükken tam bir bela olsa da büyüyünce en büyük destekçiniz olabiliyor. Bana Müsade

Bazen de çok kullanışlı olup mezuniyet balolarında kavalye olarak kullanabiliyorsunuz.

Bana Müsade

Bana Müsade

Aile fotoğraflarımız hiç bitmedi. Beş yıl boyunca çok az evde kalsam da, kaldığım süre boyunca hep çok güldük. Özellikle araba yolculuklarımız hiçbir komedi filmini aratmazdı. Anlat deseniz anlatamam yaşamak lazım.

Bana Müsade

Bana Müsade Bana Müsade

Bana Müsade

Sosyallik abidesi bir Ankaralı ile tanıştım. Çok çabuk sinirlense de hayatımda çok önemli bir yere sahip.(Bunu muhtemelen kendisi de bilmiyor) Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bahsetmeyi en çok sevdiğim konu. Piknikler, pikniklerimiz. Buraya yazacak kelime dahi bulamıyorum.

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Katıldığım konferans ve eğitimler hiç bitmedi.

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Arada sırada birkaç farklı il gezip farklı organizasyonlara katıldım. Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bir kez okçuluk birkaç kez gitar ve birkaç ay piyano eğitimi aldım. Yerleşik hayata geçince kuyruklu beyaz bir piyano hayalim hep bu zamanlardan kaldı.

Bana Müsade

Bana Müsade

İstanbul’a her gittiğimde İsmail Abi gibi gördüğüm bütün gemilere el salladım. Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Beşiktaşlı oldum ama Alex heykelinin tepesine çıkıp fotoğraf çektirdim. Bana Müsade

Bana Müsade

Birkaç günlük mini tatillere dahil oldum.

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Üniversitede yeni bir çevrem oluşurken lisedeki arkadaşlıkları kenara koyulmazdı. Hayatımın en eğlenceli dönemi lise yıllarımdı. Biz de fırsat buldukça görüştük tabi. Bana Müsade

Bana Müsade

Birkaç farklı işte çalıştım ve birbirinden ilginç insanlarla tanışma fırsatı buldum. Yaklaşık 3 farklı yerde garsonluk yaptım.

Bana Müsade

Bir kafenin mutfağında kısmen* çalıştım/çalıtık. Bana Müsade

Bir çocuğa baktık* Bana Müsade

Ve bir ciğköftecide marulculuk yaptık. Bana Müsade

Hani Leyla ile Mecnun da vardı ya, bir mevzu olduğunda toplanıyorlardı. Bizde de aynen öyleydi. Genelde böyle durumlarda Çağlayan diye bir fırın vardı yakınlarda ve biz çoğunlukla oradaydık. Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Farklı takımlara aynı zamanlarda gönül verdik. Bazen de maçlarına gittik. Bana Müsade

Bana Müsade

Şuursuzca gülmeyi hep çok sevdik.

Bana Müsade Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Mutfak oturmalarımız ve birbirimizi gömüp laf sokuşturmalarımız hiç bitmedi. Bana Müsade

Bana Müsade

Bana Müsade

Asansor selfilerimiz hiç bitmedi.

Bana Müsade

Ben ve yanlarından ayrılamadığım iki kız, ha bir de çok sevdiğim şalım yılbaşlarında da birlikteydi. Ve hayatımın en eğlenceli yılbaşı 2017‘ye girerken olmuştu. Bana Müsade

Kitap okumayı hep çok sevdim. Bazen kendime kitap hediye edip kargo geldiğinde aaa kim gönderdi acaba diye triplere giriyordum. Sanırım 5 yıl boyunca 150~200 civarı kitap okudum. Üzülerek de söylemek gerekirse bir kısmı çöpdü. Okuduklarıma yakın zamanda çok dikkat eder olmuştum. Bana Müsade

Bazen de zorla insanlara kitap okutturduğum da oluyordu tabi. Evde kaldığım zamanlarda kızlarla kitap okuma seansı tarzında bir şey yapardık. Kitabı biri okur diğerleri dinlerdi. Bu cidden keyifliyidi. Sevdiğin birinin sesinden bir şeyler dinlemek. Bana Müsade

Bir ara erasmuslular ile çok takıldım.

Bana Müsade

Hatta iki Hintli ile okey oynayıp 101 bile öğrettik. Çatır çutur da yenildik. Geçmiş ola. Bana Müsade

Kısacası ne yollar bitti, ne de biz gitmekten yorulduk. Şimdi de devam ediyor bu mecara. Artık yanımda değiller de kalbimdeler ama. Bana Müsade

Şimdi eğlenceli foti kısmını sıkıcı yazı paragrafları ile bağlayacağım. Başlıyoruz.

Üniversitenin bana eğitim anlamında kattıklarını bir kenara bırakırsak en çok katkısı sosyal anlamda olmuştur sanırım. O kadar çok insan ile karşılaştım ve o kadar farklı hikayelere tanık oldum ki bazen nutkum tutuldu, bazen nasıl olur bu ya böyle dedim. Ama gözlemlediğim en önemli şeylerden biri ise ailenin ne kadar önemli olduğuydu. Sıkıntılı ailelerde büyüyen, küçük yaşlarda kötü şeyler yaşayan insanlar böyle bir özgürülük ortamında tabiri caizse götü başı dağıtıyordu. Hep bir sıkıntıları, problemleri vardı. Ve bu süregelen alışkanlıkların hem kendi hayatlarını hemde başkalarının hayatlarını mahvettiğini gözlemledim. Ve en önemli keşfim ise ne kadar sevmeye ve sevilmeye muhtaç canlılar olduğumuzu anlamam oldu. Her şeyi sevgi için mi yapıyorduk? Bazıları bu sevgi eksilkliğin başarı ve şöhret ile doldurmaya çalışıyordu bazıları ise hiç olmadık insanlarla. Ama neticede ikisinin de sonu koca bir hüsrandı.

İnsanlar sevgili muhabbetini ne kadar da abartıyormuş onu üniversitede de gördüm mesela. Önceden lisede kızlar sevgilileri ile yüzük takar, sürekli ama sürekli erkeklerden konuşur, ağır acılı tripkolik şarkıları dinleyince bir tarafımla gülerdim. Ya gerizekalı mısınız siz diye. Ama sanıyordum ki bu ergenliğin getirdiği bir şey. Yaş ilerleyince bu böyle olmayacak. Ama yine yanıldım dostlar. O saçmalıklar tam gaz ve öyle iğrenç boyutlara varıp devam ediyor ki anlatmak dahi istemem. Aynı anda birinden hoşlanıp öbürünü unutamayıp, başka biri ile sevgili olup çok başka birine aşık olanları dahi gördüm. Kızın tanıdığı dört tane aynı isimde çocuk vardı dördüde bundan hoşlanıyordu. Altı ciltlik roman yemin ediyorum. Ama bazı şeyleri hiç duymamış olmak ve gerçek olduklarını bilmek istemediğim zamanlarda oldu. Sevginin bu kadar hiç edildiğini burada tanık oldum. Sevme kapasiteleri farklı olan insanların birbirlerini nasıl kırdığını ve seven taraf gidince sevilenin mal gibi ortada kaldığı gördüm. Ve kaybedince anladım ki sevginin kıymetini bilememişiz.

Ha burada diyeceksiniz ne yani Ebru sen hiç mi aşk acısı çekmedin, hiç mi üzülmedin derseniz tabiki hayır derim. Ne üzüleceğim beaa. Şaka şaka ben ilk gerçek aşk acımı üniversitede yaşadım. Bir ara hiç geçmeyecek bile sandım. Ama her tecrübede olduğu gibi bu da zamanla geçti ve yerini güzel hatıralara bıraktı.

Yeri gelmişken de çoğu kız arkadaşımda farkettiğim bir olaydan bahsetmek istiyorum. İçime dert olur yoksa. Gözlemlediğim çoğu kız(Muhtemelen bu anlatacağım olayın erkekler tarafınca yazılan kısmı da vardır ama o konuya çok hakim değilim) sevgili ve sahip olayını birbirine karıştıran dümbelek kafalı insanlar. Sürekli izin alan, her gittiği yeri haber veren, ne giyip ne konuşacağına, nasıl hareket edeceğine karışan, karıştıran insanlar. Kendi yaşam alanları yoktu bu türün. Arkadaşları ile takıldığında bile sürekli telefonla konuşmak durumundaydılar. Bunu yapmadığımda tepki aldım. Böyle yapmadığın için kaybettin dediler. Sonra bende tekrar kendimle gurur duydum bunları yapmadığım ve yalnız kaldığım için. Hayır zaten hayatlarımızda kadınlar olarak toplum ve ailemiz tarafında sürekli baskı altındayken hayatımızdaki insandan da bunu görmek delirtiyordu beni. Ama insanlar bu yaşadıklarını sevgi ile bağdaştırıyorlar. Seviyor o yüzden diğer erkeklerle konuşmama izin vermiyor, seviyor o yüzden erkek olan masaya oturtmuyor, seviyor o yüzden giydiğim pantolana kadar karışıyor, seviyor o yüzden bla bla. Sahi ya hayatlarınızdaki insan kimi seviyor gerçekten? Çünkü bunun sevgi olduğunu düşünmüyorum. Şu yaşıma gelipte ne giyeceğime, hangi insan ile konuşacağıma çizgi konulursa ben cıngar çıkartırım. Çünkü bunun kararını verebilecek yaştayım. Ha denir ki bak ben şu şu durumdan, senin iyiliğin için böyle istiyorum gerisi sana kalmış o zaman başım gözüm üstene. Ama benim gözlemlediğim ilişkilerde bu yok malesef. Biri sırf siz arkadaşlarınız ile biryere gittiniz diye sizden ayrılıyor, bağırıp çağırıyor sürekli kavga gürültü eksik olmuyor ise ve siz bunun ileride düzeleceğini, sizi seviği için yaptığını düşünüyorsanız lütfen kendinize bunu tekrardan sorun. Ve lütfen unutmayın ki taviz verdikçe daha çoğu istenecek.

Bir içsel haykırış olarak; kusacağım artık sevgilisini, aldığı hediyeleri gözümüze sokan insanlardan, yediğini içtiğini magazin yapanlardan, doğru düzgün bir şey bilmeyip biliyorum diye her şeye karışanlardan, bildikleri ile insanları aşağılayanlardan, tek derdi evlenmek/sevgili yapmak olan insanlardan, söz yerip tutmayanlardan, kendi menfaatini her daim birinci sıraya koyan ve başkalarının baarısını engelleyen insanlardan. Gerçekten kusacağım. Vallahi burama kadar geldi. Ama en acısı da bunların sadece üniversite olmaması. Eğitim, kültür sanat değil de çok farklı şeyler konuşuyor çok farklı şeylere odaklanıyoruz. Ne acı. Sonra da dolar yükseldi emeğimizin karşılığını alamıyoruz diye ağlıyoruz. Sormazlar mı insana sen bugüne kadar ne ürettin diye. Geçenlerde mesela kyk borçlarının silinmeleri konuşuldu. Bu bana cidden komik geldi. Haksız ve saçma. Ben de devletten aldığım para olmasa çok zor geçinirdim muhtemelen ama madem aldım ödemek de benim yükümlülüğüm. Sıkıntı şu aslında tamamen bireycilik oyununun içindeyiz. Senin benim ödemediğim milyonlarca lira acaba nereden çıkacak hiçbir fikrin var mı? Bunları insanlar düşünmüyor nedense tamamen benim rahatlığım ve cebimden çıkan paranın azlığı ilgilendiriyor bizi. Günü kurtaralım derken daha önemli şeyleri feda ediyoruz.

Şikayet ettiğim bir diğer konu da bir kadın ile erkeğin çok yakın arkadaş olabileceğini insanların algılamayışı. Biri ile oturup sohbet ediyorsan tamamdır müdürr ooo. Yahu manyak mısınız? Ya da konuştuğunuz bir karşı cinse sevgiliniz olduğunu gözüne sokmanız, sevgiliniz yoksa karşı tarafa bana bir kız/erkek bul diye saçmalamanız. Vallahi çok şaşırıyorum bu konulara çok da gülüyorum. Sanıyorlar ki dünya kendi kıçlarında dönüyor herkes size aşık olacak aman tanrım. Böyle zamanlarda hep şey diye düşünmüşümdür; kişi kendinde bilir işi. Siz konuştuğunuz her erkeği/kızı kesin benden hoşlanıyor, beni beğeniyor gözü ile bakarsanız etrafınızdaki diğer insanları da bu gözle görürsünüz.

Son beş yıldır hayatımda çok şey değişti ben değiştim ama bazı değer yargılarım asla değişmedi. Faydalı bir şeyler yapma, üretme ve yarına kalma isteğim hep benimleydi. Çünkü bunlar olmadığında hayatımın herhangi bir anlamı kalmıyordu. Çok sık düşündüm biz neden vardık? Çoğu kişiye de sormuşumdur. Ama bu da o cevapsız sorulardandı. Bazen de eğer ben yaşamasaydım ne olacağını da düşündüm. Ne farkederdi ki evrende benim yokluğum. Bu dünyaya eğlenmek için ya da iyi hissetmek için gelmemiştik neticede. Çoğu insan bunu düşünmüyordu. Bilerek uzak duruyorlardı bu sorulardan. Bizim için yazılmış bir hikaye vardı ve herbirimiz bu hikayenin oyuncuları gibiydik. Bazen aramızdan “hayır bakın bu yanlış” diyenler çıkıyordu. El birliği ile bastırıyorduk onu. Gerçeklere hiç tahammülümüz yoktu çünkü. Ara sıra bir neden bulamadım nefes almamı gerektirecek. Ama hep bir ümit vardı en karanlık günlerimde bile. Yarının farklı olabileceği ümidi. Steve Jobs hergün kendine “Eğer bugün hayatımın son günü olsaydı, bugün yapacağım şeyi yapmak ister miydim?” diye soruyormuş. Ben de psikoloji olarak yerlerde olduğum zamanlarda kendime hep “Hayır ben böyle biri olmak istemiyorum” diyorum. Ve bunu söyleme sıklığım arttıkça bir şeyleri değiştirme vaktiminde geldiğini anlıyorum. Ama iyice batana kadar bekliyorum sanırım. Belki de herkes kendine söylüyordur “hayır ben bu düzene ayak uydurmayacağım ve kendi hikayemi yazacağım” diye. Ama hepimiz kendi hikayelerimiz kahramanları olsak da düzeni çoğumuz tercih ediyoruz. Değişime ise dörtnala direniyoruz. Geçenlerde izlediğim bir ted konuşmasında konuşmacı diyordu ki; Değişimi aptal gibi hissetmemek için reddederiz. Çünkü özellikle bir şey öğrenirken hiç bilmediğimiz bir konus ise başlarda kendimizi beceriksiz ve aptal hissederiz. Ve kimse bunun kendine olmasını istemez.” O kadar doğru bir tespitti ki çevremdeki her insanın benim de dahil üzerine cuk diye oturuyordu. Bilinmezliğin, yeniliğin getirdiği bilgiyi sırf kendimizi kötü hissetmeyelim diye reddediyorduk. Bir şeyler stabil gidiyordu hayatımızda ve biz sanıyorduk ki her şey normal. Değil. Bakın gerçekten değil. İnsanlığımızın bazen en berbat özelliği alışması. Her şeye alışabiliyoruz hem de tahmin edemeyeceğimiz bir hız ile. Ben de bunu kendimde çok gözlemliyorum. Bir konfor alanım ve etrafımda rahat hissettiğim bir kaç insan var. Ve bu insanlar bana fazlası ile yetiyor. Ancak fazla rahatım. Ve sıkıntı da burada başlıyor. Henry Eyring’nin söylediği çok sevdiğim bir sözü var. Diyor ki; “Eğer doğru yoldaysak, o yol hep yokuş yukarı olacaktır!” Benim yollarım bazen düzlük bazen ise yokuş aşağı oluyor. Bunu farkettiğim an bu zinciri kırmaya çalışıyorum. Farklı insanlar ile sohbet edip farklı gruplara dahil olmaya çalışıyorum. Bu da alıştığım ve farketmediğim düşünce sistemimi değişiyor. Sonrasında değişim sancılarını ise bütün benliğimde hissediyorum.

Ve daha önemli bir konu var hadi diğerlerini şimdilik bir kenara bırakalım. Ben bir kadındım ve toplumumuzda karşı cinslerimle hiç bir zaman aynı kefeye konulmadım. Ya eşit değildim, ya da eksiktim. Ancak bunu her zaman reddettim. Cinsiyetim yaptığım mesleği etklileyemezdi. Bu önyargıları yıkmak için çok çalışmam gerektiğini düşündüm hep. Bir şeyleri başarmalıydım ki birilerine ilham olmalıydım. Ve de günün birinde anne olacaktım. İstiyordum ki ona bildiğim her şeyi anlatıp düzgün bir şekilde yetiştireyim. Ona, ondan sonra gelecek nesillere güzel şeyler bırakayım. Ve yaşlandığımda da torunlarıma büyükannelerinin ne kadar fırtına bir kadın olduğunu anlatayım. Bilinçlenmeyi illaki tek başımıza yapamayız. Ancak insan kendi için ya da kendi evladı için istediği şeylerin en azından yarısını toplumun diğer fertleri için istese şuan harika bir dünyada yaşıyor olabillirdik. Velhasıl bunu sağlamak çok zor gerçekten. Ancak ben, sen sonrasında biz olur belki.

Sahip olduğum diplomanın en büyük emekçileri annem ve babam. Onların ne kadar zorluk ile iki çocuğunu okuttuğunu yaşayarak biliyorum. Ve bir insanın kendinden, kendi hayatında vazgeçip evlatları için yaşaması erdemlerin en büyüğü idi. Babam hep “Kızım topluma yararlı insanlar olun, bu vatan için çalışın” der. Bir babanın evladına bırakacağı en büyük miras gösterdiği doğru yol bence. Benimde böyle harika bir babam var. Her babacım dediğimde “söyle bakalım ay ışığı sen kesin bir şey isteyeceksin” diye şaka yapan. Kendimi geliştirmem için elinden gelen bütün desteği sağlayan. Kızım bak ben böyle düşünüyorum ama kararını yine sen düşünüp ver biz senin arkandayız diyen bir adam. Annem ise hep daha duygusal taraf olmuştur. Gerçi her anne öyle değil midir? Grip olayım sesim kötü gelsin hemen ağlamaya başlayan, hayalini kurduğum bir şeyi aylarca anlattıktan sonra olmadığında benden daha çok üzülen efsane bir kadın. Ama onun bu duygusallığı onu hiç zayıf düşürmemiştir. Dün bir öküz kız arkadaşını herkesin önünde döverken diğer insanlar banane deyip geri durmuş. Benim annem ise ayırmaya koşmuş. Ve bana söylediği ilk cümle ise “Ebru sen geldin aklıma, orada sen de olabilirdin” idi. Şimdi böyle bir kadını nasıl örnek almam ben. Nasıl baş tacı etmem. O kadar şanslıyım ki bu konuda yaptığım her işte onların imzası var. Ve aldığım her nefes onlar ile çok daha anlamlı.

Bana Müsade

Yazının sonlarına doğru daha yazacak çok şeyim olmasına rağmen kapanışı yapmam gerekiyor. Hiç istemesem de artık veda etmek zorundayım. Kalmak da bir seçenek elbette. Burada kalabilirim ya da Türkiyede kalamaya devam ederim. Ama inanıyorum ki kalırsam kaybedeceğim. Buraya gelmeden önce evreni Niğde kadar sanıyordum. Karabük’e geldiğimde onlarca yeni dünya keşfettim, onlarca hayat hikayesine tanık oldum. Ve dünya görüşüm, insanları oldukları gibi sevip kabullenme katsayım arttı. Ben de bunun devam etmesini istiyorum. Bir dünya vatandaşı olmak istiyorum. Bunun için gitmem gerekiyor, gitmek zorundayım. Evet bu bir zorunluluk. Ekonomide yeme-içme, barınma gibi yaşamsal ihtiyaçlarımızı karşıladığımızda gelen zorunlu ihtiyacımız kendimizi gerçekleştirebilmeymiş. Ben bunu yapmaya gidiyorum aslında. Giderken de Karabük’e daha doğrusu evime veda ediyorum. Burada tanıştığım, sohbet ettiğim, hatta geçerken gülümsediğim herkese veda ediyorum. Bir daha ne zaman, ne sebeple yolum buraya düşer bilemem ama ben artık gidiyorum. Ağlayarak, korkarak geldiğim bu şehre yine aynı şekilde ağlayarak ve korkarak veda ediyorum. Ama bu sefer daha sağlam basıyorum yere. Evet gelecek beni yine tedirgin ediyor ancak biliyorum ki gittiğim yer her neresi olursa olsun elimden gelenin en iyisini yapacağım. Karabük’de kalanların ona iyi davranmasını umarak, üniversite sayesinde tanıştığım herkesin kendine iyi bakmasını ve belki olur da birgün tekrar bir yerlerde karılaşırız umudunu yanıma alarak gidiyorum. Bana müsade dostlar.

Sevgi ile kalın.

Not: Bu post yazılırken herhangi bir kişi ya da grup hedef alınmamıştır.