21. Yüzyıl İçin 21 Ders

21. Yüzyıl İçin 21 Ders

2018, Dec 20    

Geçen yıl yeni yıla Harari’nin ilk kitabını yarılayarak girmiştim. Yıl bitimi yine başka bir kitabını birtirmeme denk geldi. Bir yıl içerisinde 3 kitabını da okuma fırsatı buldum. Herbiri birbirinde efsane kitapalardı özellikle ilk kitabı okullarda okutulması gerekn türlerdendi. “21. Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabında ise 21 büyük problem ve bizi bekleyen gelecek üzerine karşılaşacağımız sıkıntılara değinmiş. Herbiri çok sıkıntılı konular ve yakın gelecekte çözmemiz gerekecek ancak gelişen teknoloji ve küresel ısınma uzun vadede başımıza büyük dertler açacağa benziyor. Bunlara tek bir ülkenin çözüm getirmesi de yetmeyecek üstelik. Ben Türkiye’de fosil yakıt kullanımını bitirsem, her yeri güneş panelleri ile donatsam bile onlarca kilometre ötedeki insanları karşılığında hiçbir şey yapmamaları bizim de kötü bir gelecek ile karşılaşmamızı sağlayacak. Devletler şimdilik teknolojiye daha çok yatırım yapsalar da üzerinde yaşayacağımız sağlıklı bir dünya olmadan yükselen hisselerin hiçbir anlamı olmayacak. Bu konuda Şef Seattle’ın çok beğendiğim bir sözü var; “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”

Diğer çok önemli husus ise teknolojinin ve biyotekniğin önlenemez ilerleyişi. Belki duymuşsunuzdur bir yerler. Beynimiz milyonlarca yılda evrildi ancak günümüzdeki gelişmeler çok hızlı gerçekleşiyor ve bunu yakalamk için donanımlarımızı eğitecek zaman bulamadık. Bu kadar çok bilginin olduğu bir çağda bireysel olarak geçmiş atalarımıza oranla çok daha az şey biliyoruz. Bilgi için ekranlara bağımlıyız artık. Bunun yanında teknolojinin bizi artık manipüle ediyor oluşu. Yazarın da bahsettiği gibi kendimiz hakkındaki bu kadar bilgiyi seve seve vererek muhtemel teknolojik kıyametleri tıkladığımız onlara şey ile insanların eline sunuyoruz. Yani bir Facebook, Google gibi firmaların müşterileri değil mahsülleriyiz artık.

Kendimi bir yazılımcıdan, developerdan daha çok sanatçı olarak tanımlamayı tercih ediyorum. Nasıl ki Leonarda tuallere eşsiz yeteneğini ve zekasını kattıysa, Beethoven duymadığı halde 9. senfoniyi bestelediyse ve bunlar dönemin efsane sanatçıları ise 21. yüzyılın sanatçıları da yazılımcılar ve bilim insanları bence. Ama daha büyük bir yükümlülük ile. Leonardo’nun yaptığı eserler insanlarda farklı duygular uyandırsa da kimsenin ölümüne sebep olmamıştır diye düşünüyorum. Ancak günümüzde tek bir tuş ile bir ülkenin kaderini değiştirme olanağı inanılmaz ürkütücü bence. Bu yüzden yapılan işlere çok dikkat etmek gerekiyor. Ama bireysel olarak bunun önüne geçmek imkansız elbette.

Yazarı takdir etmem gereken bir diğer önemli husus da dinler özellikle kendi mensup olduğu yahudilik dini üzerine düşüncelerini bu kadar net bir şekilde ifade ediyor oluşu. Din bazı insanlar için yorumsuz ve çok hassas olabilliyor. Bu konuda soru sormak ve bu neden böyle demek bile sizi inançsız ve onların ifadeleri ile kafir yapabiliyor. Neticede hepimiz biliyoruz ki bütün dinlerin problemli olduğu noktalar var. Ve bunlar hakkında konuşmak inanımaz doğal geliyor bana. Geliyordu daha doğrusu. Şu sıralar insanların bu konudaki netliği canımı sıkmaya başladı. Bu yüzden din konusuna her insanla konuşmaya çalışmıyorum.

Din gibi çok ince çizgiden olan bir şey daha varsa o da siyasettir. Diğer ülkeleri bilmem ama ben kendi ülkemde yürütülen siyasetten hiç memnun değilim. Siyaset ve din arasındaki ayrımı ne zaman yapacağız biz? Duygusal bir milletin sakinleriyiz ve sözde dinimize düşkünüz. Yani bir siyasetçi hak helal üzerine konuştuğunda insanlar otomatikmen ona inanmaya meyilliler. Manipüle edilmeye ve çeşitli siyasi partilerin kullanına hazırız. Şimdi kalkıp insanlar neyin siyasetinde bahsediyor sormak lazım?

Konunun özüne dönecek olursak diğer iki kitabı gibi olmasa da 21. Yüzyıl İçin 21 Ders kitabı da gelecekte ne olabilir üzerine kafa yormak istiyorsak kesinlikle okunabilir. Ve mümkünse ingilizce okumanızı tavsiye ederim. Türkçe çevirisinde hiç hoşlanmadım.

Kitapta altını çizdiğim, kenarına köşesine not aldığım çok yer oldu ama hepsini buraya aktarmaya üşendim. Ancak en beğendiklerimi şu uygulamayı kullanarak buraya not alıyorum.

“Teknoloji kötü bir şey değil. Hayattan beklentiniz belliyse, teknolojinin o şeyi elde etmenize yardımı dokunur. Ama hayattan ne beklediğinizi bilmiyorsanız, teknolojinin amaçlarınızı şekillendirmesi ve hayatınızın kontrolünü ele geçirmesi çok kolaydır. Özellikle de teknoloji insanları daha iyi anladıkça, o size hizmet edeceğine siz ona hizmet eder hale gelirsiniz hızla. Suratları akıllı telefonlarına yapışmış şekilde sokaklarda dolaşan zombileri gördünüz mü? Sizce onlar mi teknolojiyi kontrol ediyor, yoksa teknoloji mi onları?”

“Nefesimi izleyerek öğrendiğim ilk şey, okuduğum bütün kitaplara ve üniversitedeyken katıldığım bütün derslere rağmen, zihnim hakkında aslında neredeyse hiçbir şey bilmediğim ve zihnimi neredeyse hiç kontrol edeme diğimdi. Var gücümle çabalamama rağmen burun deliklerimden giren ve çıkan nefesin gerçekliğini izlemeye başladıktan on saniye sonra, zihnim nefesimden uzaklaşıp gezinmeye başlıyordu. Onca yıl hayatımın efendisi ve kendi kişisel markamın patronu olduğum yanılsamasıyla yaşamıştım. Oysa birkaç saat meditasyon yapmak, kendi üzerimde neredeyse hiç kontrolümün olmadığını göstermeye yetti de arttı. Bırakın patron olmayı, neredeyse kapıcı bile değildim. Bedenimin kapısında, burun deliklerimde durmam ve neyin girip çıktığını gözlemlemem söylenmişti. Ama birkaç saniye sonra dikkattim dağılıyordu ve görev yerimi terk ediyordum. Ufkumu açan bir deneyimdir”

“Veri az sayıda insanın eline geçerse insanlık iki ayrı türe ayrılacak.Veriyi kapma yarışı başladı bile. Yarışın başını Google, Facebook, Baiduve Tencent gibi veri devleri çekiyor. Şimdilik bu devlerin çoğu “ilgi tüccarlığı”tabir edilen iş modelini benimsemiş görünüyor. Bize bedava bilgi, hizmet veeğlence sunarak ilgimizi çekiyor sonra da bu ilgiyi reklamcılara satıyorlar.Ama muhtemelen veri devlerinin eski ilgi tüccarlarından çok daha büyük hedefleri var. Esas işleri kesinlikle reklam satmak değil. İlgimizi çekerekhakkımızda aşırı miktarda veri toplamayı başarıyorlar ki bu da reklamlarıntoplam hasılatından daha değerli. Biz onların müşterisi değil mahsulüyüz?”

“Abraham Lincoln’ın ‘Tüm insanları bir süre kandırabilirsiniz, birtakım insanları sürekli andırabilirsiniz ama tüm insanları sürekli kandiramazsınız,’ prensibi üzerine kuruludur. Bir hükümet yozlaşmış ve insanların hayatını iyileştirmekten acizse, eninde sonunda yeterli sayıda vatandaş durumu idrak eder ve bu hükümetin yerine başkasını getirir. Ancak hükümetin medya üzerindeki kontrolü Lincoln’ın mantığını boşa çıkarır çünkü bu durum vatandaşların hakikatin farkına varmasını engeller. Medyayı tekeline alan oligarşi tüm başarısızlıklarını tekrar tekrar başkalarının üzerine atıp dikkati hayali ya da gerçekdışı mihraklar üzerine çeker.Böyle bir oligarşide yaşadığınızda öncelik, sağlık hizmetleri ve çevre kirliligi gibi sıkıcı konular değil her daim patlak veren şu veya bu krizdir. Milletdış saldırılara ya da şeytani darbelere maruzken, dolup taşan hastaneleri ve kirli dereleri kim kafaya takar ki? Yozlaşmış bir oligarşi dur durak bilmeyen kriz selini bahane ederek egemenlik süresini dilediğince uzatabilir.”(Bu kısım bana çok tanıdık geldiği için gözünüze sokmak istiyorum müsadenizle.)

“Dolayısıyla gerçekten kendinizi anlamak istiyorsanız, Facebook hesabınızla ya da içsel benlik anlatınızla özdeşleşmemelisiniz. Onun yerine bedeninizin ve zihninizin gerçek akışını gözlemlemelisiniz. Göreceksiniz ki düşünceler, duygular ve arzular çok da bir sebebi olmadan ve sizden bir komutgelmeden belirip kayboluyor, tıpkı sağdan soldan esip saçınızı başınızı dağıtan rüzgâr gibi. Üstelik nasıl ki rüzgâr değilseniz, deneyimlediğiniz düşünce,duygu ve arzular karmaşası da değilsiniz ve bunlara dair geriye dönüp bakarak anlattığınız sterilize anlatı hiç değilsiniz. Hepsini deneyimliyorsunuzama kontrol etmiyorsunuz; bunlar sahip olduğunuz şeyler değil ve siz onlardeğilsiniz. İnsanlar, “Ben kimim?” diye sorup cevap olarak bir anlatı bekliyorlar. Kendiniz hakkında bilmeniz gereken ilk şey bir anlatı olmadığınız.”

“Siyasetçiler muammalı konuşmaya başlayınca sakının. Gerçek acıları an-laşılmaz sözlerle sarıp sarmalayıp gizlemeye çalışıyor olabilirler. Özellikle deşu dört kelimeye dikkat edin: fedakârlık, ebediyet, saflık, kefaret. Bunlardanherhangi birini duyarsanız alarm çalmaya başlayın. Hele bir de başındakiliderin mütemadiyen, “Yaptıkları fedakârlık aziz milletimizin saflığını tescilediyor,” gibi cümleler kurduğu bir ülkede yaşıyorsanız, bilin ki başınız büyük dertte. Aklınıza mukayyet olmak için her zaman bu içi boş şeyleri gerçekkoşullara tercüme edin: istirap içinde kıvranarak ağlayan bir asker, dövülüpzalimce muamele gören bir kadın, korkuyla titreyen bir çocuk 4O yüzden evren hakkındaki gerçeği, hayatın anlamını ve kendi kimliğinizi öğrenmek istiyorsanız, acıyı gözlemleyerek ve acının neye tekabül ettiğiniinceleyerek başlamak en iyisi.”

Son olarak da her birinizin yeni yılını en içten dileklerimle kutlarım Umarım yeni yıl harikalar getirir herbirimize.

Sevgiler. 💃

Selamlar. 🙋